Asuman Kurt Öge

Asuman Kurt Öge

asumankurtoge@gmail.com

‘Olur öyle’

Emekliler ölmediği için mi sistem bozuldu?

Türkiye’de uzun süredir emekli maaşları ile ilgili yapılan tartışmalar ‘en düşük emekli maaşı ne olmalı?’ üzerine…

Elbette günümüzün enflasyonist koşullarında üzerinde durulması gerekir. Açlık sınırının altında kalan milyonlarca emekli için asgari emekli maaşı artışı, sosyal devletin zorunlu bir refleksi olmalı. Burada bir beis yok.

Ancak geçiştirilen bir gerçek var:
Yıllarca yüksek prim ödeyen SSK ve Bağ-Kur emeklileri, bugün sistemin görünmez mağdurları hâline gelmiş durumda…  

O zaman şu soruyu yöneltmek yerinde olur:

Yüksek prim ödeyenle asgari prim ödeyenler arasındaki fark nereye gidiyor?  

Neredeyse 25-30 yıl boyunca, tavan ya da tavana yakın kazançlardan prim ödemiş, devlete “ileride daha yüksek emekli maaşı alırım” beklentisiyle katkı sunmuş bir çalışan ile düşük kazançla, kısa süreli veya kesintili prim ödemiş bir sigortalının emekli maaşları bugün neredeyse aynı noktada buluşuyor.

Bu tablo elbette emeklilerin suçu değil!

Hatırlamak açısından yazalım:

Sosyal güvenlik tarihimizin en büyük reformlarından biri 2006’da 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile yaşandı. SSK, Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR birleştirildi ve sigortalılık çeşitleri hükümleri yeniden düzenlendi. Ardından Ekim 2008’de ‘5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile emeklilik sistemi de tamamen değişti. Sonradan getirilen asgari emekli maaşı uygulaması ise yasa ile çelişen bir şekilde ilerledi.  

5510 Sayılı Yasa ile ne değişti?

Bu yasa, emeklilik sisteminde köklü bir değişiklik yaptı. Emeklilik yaşı yükseltildi. Yaşlılık aylığı bağlama oranı yüzde 40’a kadar düştü. Bu düşüşten kanundan önce sigortalı olanlar da etkilendi. Güncelleme katsayısında refah payı düşürüldü. Ücretler artarken, yaşlılık aylığı bu artıştan daha az, sınırlı biçimde pay almaya başladı.

Asgari emekli aylığı ise teknik olarak bir gerçek maaş olmaktan çıktı. Hazine katkısıyla yapılan tamamlayıcı bir sosyal destek haline geldi. Ancak uygulamada bu destek, zamanla fiilî bir eşitleme aracına dönüştü. Tabi kök maaş kavramı da bu sayede devreye girdi. Bugün kök maaşı 14-15 bin TL olan bir emekli ile 18-19 bin TL olan emekli aynı aylığı alıyor hale geldi.

Sonra ne mi oldu?

Yüksek prim ödeyen emeklilerin maaşları deyim “yerindeyse emekleyerek artarken”; düşük maaşlı emekliler taban aylıkla desteklendi.

Bu iki işlem ortada buluştu.

Anayasa’nın eşitlik ilkesi şöyledir:
Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Ancak emeklilik sisteminde bugün gelinen nokta eşitlik ilkesinden oldukça uzakta ama eşitleme kavramına çok yaklaştı.

Ortaya çıkan durum oldukça ironik:

Sistem, düşük emekli aylığı alanların refah seviyesini düzeltmeye çalışırken, asgari emekli maaşı almayanların mağduriyeti görmezden geliniyor. En büyük kaybı onlar yaşıyor. Yüksek prim ödemelerine rağmen, sistem onları yukarı taşımıyor.

Oysa; sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi şunu yapmalıdır:

Yoksulluğu önlerken, emeği, primi ve uzun çalışma süresini de korumalı.

***

Tabi sistemin aksamasındaki nedeni ‘emeklilerin uzun yaşamasına’ bağlayan talihsiz açıklama da maalesef yine ülkemizde yapıldı.

Hatırlarsanız; SGK Başkanı sistemdeki bozulan mali dengeyi yaşam süresinin uzamasına bağlayarak "Eskiden 50 yaşında ölüyorduk, bugün emekli 78 yaşına kadar maaş alıyor" dedi.

Neydi sorun ettiği?

Eskiden bir emekliye 3-4 çalışan bakıyordu. Şimdi emekli sayısı çalışan sayısını geçti. Halbuki çalışırken prim ödenmesinin nedeni insan hayatının çalışamayacak döneminde o primlerle hayatını sürdürülebilir kılması.

Yani anasının ak sütü gibi helal emekli maaşını alarak yaşamına devam edebilmesi…

Bir de emeklilikte yaşa takılan yaklaşık 3,5 milyon kişinin süre dolmadan emekli edilmesi de sistemi olumsuz etkileyen sebeplerden biri.

Kaldı ki pek çok kişi EYT öncesinde yaş da dahil tüm koşulları tamamladıktan sonra emekli edildi!

Burada bir de şu eleştiriyi yapalım:

Hiç kimse yıllarca sizden aldığımız primleri başka yerlerde kullandık sistemi idare etmeyi beceremedik demiyor da “emekliler ölmüyor” diyor!

***  

Emeklilik sistemi hakkında yazılacak daha çok şey var.

Bendeniz rakamlara boğmadan sade bir dille durumu izah etmeye çalıştım. 

Aksi hâlde “ne kadar çok prim ödersen öde, sonunda aynı maaşı alırsın” durumu halihazırda çalışanları sistemden kopartarak, kayıp primlerin önünü açmış olur.

“Ne de olsa herkes günün birinde aynı maaşı alacaksa ben neden maaşımdan kayda değer miktarda prim ödeyeyim” denilir mi?

Olabilir!

Paylaş: